Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Arkeoloji

Yeni Kemer - Arkeoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Arkeoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Roma İmparatorluğu’nun “Orijinal” Termal Yapısı Myra’da Ortaya Çıkarıldı Haber

Roma İmparatorluğu’nun “Orijinal” Termal Yapısı Myra’da Ortaya Çıkarıldı

Roma İmparatorluğu’nun “Orijinal” Termal Yapısı Myra’da Ortaya Çıkarıldı Türkiye’nin Yeni Arkeoparkı Şekilleniyor Antalya’nın Demre ilçesindeki Myra Antik Kenti, Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait eşi benzeri olmayan bir termal yapı keşfiyle dünya arkeoloji literatürüne girmeye hazırlanıyor. Yıllarca anıtsal bir çeşme sanılan yapı, yapılan derin kazılarla doğrudan termal kaynağın üzerine inşa edilmiş özgün bir kompleks olarak tanımlandı. 15 Yıllık Bekleyişin Ardından Gün Yüzüne Çıktı Myra Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik, bu olağanüstü yapıyı ortaya çıkarmak için tam 15 yıl bekledi. Alanın uzun yıllar sanayi sitesi olarak kullanılması nedeniyle ertelenen kazılar, bölgenin tamamen temizlenmesiyle birlikte “Geleceğe Miras” projesi kapsamında hız kazandı. Bugün sanayi gürültüsünün yerini, arkeologların fırçaları ve su pompalarının aralıksız sesi almış durumda. Ne Hamam Ne Nymphaion: Literatürü Değiştiren Yapı Yapı, yıllar boyunca literatürde anıtsal bir çeşme (nymphaion) olarak değerlendirilmişti. Ancak kazılar derinleştikçe, Roma döneminin bilinen hamam mimarisinden tamamen farklı, doğrudan termal kaynağın üzerine kurulmuş özgün bir yapı olduğu anlaşıldı. Bu özelliğiyle Myra’daki kompleks, bölgede ve Anadolu’da nadir görülen bir örnek olarak öne çıkıyor. Şifanın Kaynağı: Magnezyum, Demir ve Kükürt Yapının temelinden fışkıran su sıradan bir kaynak değil. İçeriğinde magnezyum, fosfor, demir ve kükürt bulunan bu zengin mineral su, antik çağda da şifa amacıyla kullanılıyordu. Demre halkının yüzyıllardır “şifalı” diyerek girdiği ve bugün Burguç suları olarak bilinen kaynakların ana çıkış noktasının bu Roma yapısı olduğu da bilimsel olarak tescillenmiş oldu. Kazı Değil, Adeta Bir Su Mücadelesi Kazı çalışmaları, arkeologlar için adeta bir doğa ile mücadeleye dönüşmüş durumda. Toprak açıldıkça fışkıran termal sular, gece gündüz dev pompalarla tahliye ediliyor. Gündüz boşaltılan alanların gece yeniden dolduğunu belirten Prof. Dr. Çevik, zorlu koşulları şu sözlerle anlatıyor: “Çamurun içinde çalışıyoruz ama 16,5 derecelik bu şifalı suda temizlenip tazelenerek kazıya devam ediyoruz.” Mermer Havuzlar, Kanallar ve Bütüncül Bir Termal Kompleks Kazılar ilerledikçe mermer kaplı havuzlar, antik su kanalları ve farklı derinliklere sahip bölümler birer birer ortaya çıkıyor. Bu detaylar, yapının yalnızca bir su deposu değil; insanların içine girip yüzebildiği, tedavi ve arınma amaçlı kullanılan tam teşekküllü bir termal kompleks olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Hedef: Türkiye’nin Yeni Arkeoparkı Çalışmalar tamamlandığında Myra’daki bu alan, sadece bir arkeolojik kalıntı olarak kalmayacak. Myra, Andriake Antik Kenti ve Likya Uygarlıkları Müzesi ile bütünleştirilecek proje kapsamında bölge, modern düzenlemelerle bir Arkeopark kimliği kazanacak. Ziyaretçiler için oluşturulacak izleme terasları ve yürüyüş yolları, 2 bin yıllık bu şifa merkezinin tarihini yerinde deneyimleme imkânı sunacak.

LİKYA YOLU: DÜNYANIN EN GÜZEL ROTALARINDA ZİRVEDE Haber

LİKYA YOLU: DÜNYANIN EN GÜZEL ROTALARINDA ZİRVEDE

LİKYA YOLU: DÜNYANIN EN GÜZEL ROTALARINDA ZİRVEDE Tarihin ayak izleriyle doğanın nefesini aynı patikada buluşturan Likya Yolu, dünya yürüyüş literatürünün zirvesine yerleşti. İngiltere’nin köklü yaşam ve seyahat dergisi Time Out tarafından “Dünyanın En Güzel Yürüyüş Rotası” seçilen parkur, Türkiye’yi doğa, arkeoloji ve sürdürülebilir turizm alanlarında bir kez daha küresel ilgi odağı haline getirdi. Muğla’nın Fethiye ilçesinden başlayıp Antalya’ya uzanan Likya Yolu, Akdeniz’in kıyı manzaralarıyla antik çağın görkemini aynı çizgide buluşturan eşsiz bir rota. Tam 540 kilometrelik bu uzun mesafe yürüyüş parkuru; kıvrımlı dağ patikaları, turkuaz deniz manzaraları, sedir ve çam ormanları eşliğinde yürüyüşçülere yalnızca bir parkur değil, bir zaman yolculuğu sunuyor. Taşlara Kazınmış Bir Medeniyetin İzinde Rota üzerinde sıralanan Xanthos, Patara, Olympos, Pydnai, Myra gibi antik kentler, Likya uygarlığının bir zamanlar bu topraklarda kurduğu özgür kent devletleri konfederasyonunun hatıralarını taşıyor. Kayaköy’ün hüzünlü sokakları, Faralya’nın sonsuz uçurumları, Kabak Koyu’nun saklı cenneti, Kelebekler Vadisi’nin vahşi narinliği ve Kaş’ın limanından gün batımına süzülen ışık, yürüyüş boyunca zamansız bir panoramaya dönüşüyor. Time Out değerlendirmesinde rotayı; “Her adımda tarih, her adımda deniz kokusu. Dünyada eşi zor bulunan bir keşif deneyimi…” sözleriyle tanımlarken, parkurun doğal ritmiyle insan ruhu arasındaki bağa özellikle dikkat çekti. En Güzel Mevsim: Sonbahar Her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce doğa ve kültür keşifçisi ağırlayan Likya Yolu için Eylül – Kasım dönemi en ideal zaman aralığı olarak öne çıkıyor. Ilıman hava, berrak gökyüzü ve yavaşlayan kalabalık, yürüyüşçülere hem konforlu hem de dingin bir deneyim sunuyor. Turizm uzmanları, bu tür uluslararası başarıların sürdürülebilir turizme, yerel ekonomiye ve kültürel miras bilincine doğrudan katkı sağladığını vurguluyor. Bölgenin köylerinde gelişen pansiyonculuk, yerel rehberlik, butik üretim ve doğa dostu işletmeler; rotanın aynı zamanda bir kalkınma modeline dönüştüğünün de kanıtı. Bir Yolun Ötesinde.. Likya Yolu artık sadece bir yürüyüş parkuru değil; Türkiye'nin kültürel derinliğini, Akdeniz’in coğrafi büyüsünü ve Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyet hafızasını dünyaya anlatan yaşayan bir kültür koridoru. Bu unvanla birlikte rota, yalnızca yürüyüş botlarının değil, dünyanın ilgisinin de yönünü yeniden Anadolu’ya çeviriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.