Hayat bazen bir mevsim gibi değil, aynı günün içinde yaşanan dört mevsim gibi yaşanır.
Ben de dünleri geride bırakırken, güneşin yakıcı sıcağını da yaşadım, karın iliklere işleyen soğuğunu da…
Kimi zaman içimde upuzun bir yaz vardı; aydınlık, umutlu, diri…
Kimi zaman da ansızın kopan fırtınalarda savruldum; sevdiklerimin ellerimden kayıp gidişini çaresizce izledim.
Ama insan, zamanla şunu öğreniyor:
Hayat eksilterek değil, derinleştirerek ilerliyor.
Ve her karanlığın ardından, insanın içine yeniden doğan bir ışık var.
Yeni bir yıl…
Takvimde yeni bir yaprak, ömrümde yeni bir sayı…
Ama aslında her yeni yaş, sadece geçen zamanın değil; biriken anlamların, çoğalan duyguların ve geride bırakılan izlerin toplamı.
Doğum günleri, insanın kendiyle kısa bir hesaplaşmasıdır belki de.
Kimler geldi, kimler geçti…
Neleri kaybettik, neleri büyüttük…
Ve en önemlisi, kimlerin hayatına dokunabildik…
Öncelikle evlatlar ve torunlar…
Her biri size “iyi ki bizim annemiz oldun, iyi ki yolumuzdaydın” duygusunu doyasıya yaşatan, her anınızı zenginleştiren, sizi sürekli şımartan, kendinizi prensesler gibi hissettiren harika varlıklar. “Annemmm” daha güzel söylenemezdi. “Kalbimizin en derin yerindesin.” sözü paha biçilemezdi. Gün onlarla başladı, her söz onlarla milyon kez güzelleşti.
Bana yaşama sevinci olan sayısız güzel dilekler arasında iki mesaj daha vardı ki, bir ömrün anlamını tek başına taşıyacak kadar derindi.
Yıllar öncesinden bir öğrencim şöyle yazmış:
“13 yaşında bir çocuktum.Hayata karşı olan acemiliğimi belli etmemeye çalışsam da yüreğimdeki korkuyu saklayamıyordum,ne yapsam olmuyordu. Yeni okul yeni insanlar yeni öğretmenler…. Korkuyordum.Daha sonra siz geldiniz sınıfa ve işte o andan itibaren hayatım değişti. Önce korkmamayı, yabancılaşmamayı öğrendim sizden. Ne de olsa bendim o hayatı yönlendirmesi gereken.Daha sonra doğruyla yanlışı ayırt etmeyi ve her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini de…En önemlisi kitap okumayı öğrendim sayenizde. “Neden okumalıyım?“ı anladım. okulda öğrendiklerimle okuduklarımı pekiştirebilirsem bir anlam çıkartabileceğimi anladım. Daha sonra yazmaya başladım yavaş yavaş..Oluşturduğum cümlelere yepyeni anlamlar katıp hayatı o cümlelerle anlatmaya başladım. Sizin arkamda durup yukarı sağlam adımlarla çıkmamı sağladığınız o merdivenlerin üstünde dimdik, özgüvenle dururken hala varlığınızı hissediyorum. İyi ki doğdunuz öğretmenim.”
Bir başka öğrencim ise paylaştığımız bir cümlelerin peşine düşmüş:
“Liseli olmak beni hem çok mutlu hem de omuzlarımda kocaman bir yükle çok mutsuz etmişti. Sınıfa girdim daha ilk gün, oturdum. Kendimi çok yalnız ve kötü hissettim. Sonra sizin Küçük Prenses’ten alıntıladığınız ‘Çölü güzelleştiren, bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır.’ sözünüz geldi aklıma. O kuyuyu bulup o zenginliği yakalamalıydım. Sonra ‘ayın kitabı’ olarak okuttuğunuz bu kitaptan size okumak için seçtiğim bölüm geldi aklıma. ‘Hoşça git,’ dedi tilki. ‘Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.’ Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: ‘Gerçeğin mayası gözle görülmez.’
Ortaokul mezuniyet törenimiz sonrasında vedalaşırken ‘Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.’ unutma, değerli şeyler emek ister ki zenginleşsin, demiştiniz.
Teşekkürler öğretmenim. Sonrasında korktuğum o sınıf ve o sıra, en sevdiğim insanlarla dolu bir yer oldu. Kitaplarınız, sözleriniz, önerileriniz, örnek davranışlarınız hep yanımda, hep arkamda, hep aklımda oldunuz. İyi ki öğretmenim oldunuz. Çok yaşayın. Sizi çok seviyorum.”
Bir öğretmen için bundan daha büyük bir karşılık var mıdır?
Bir insanın hayatında bir korkunun yerini cesaret alıyorsa…
Bir cümle, bir ömre eşlik ediyorsa…
Verilen emek, yıllar sonra bir teşekkür olarak geri dönüyorsa…
Dostluklarla tatlandırdım hayatı ve her geçen yıl o sofraya yeni hikâyeler ekledim.
Yaş almak, sadece yılların birikmesi değilmiş…
İnsanın kendine biraz daha yaklaşmasıymış.
Daha çok anlamak, daha az yargılamak…
Daha çok sevmek, daha az kırılmak…
Ve şimdi, bir ömrün içinden, sessiz ama derin bir şükranla söyleyebilirim:
Hayat, tüm zorluklarına rağmen hâlâ çok güzel.
Çünkü içinde insan var…
Çünkü içinde iz bırakmak ve iz taşımak var. O halde yenilerine yelken açalım.
Nice yıllara hep birlikte ,
Vira bismillah..
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahsen Yıldız
BİR ÖMRÜN SESSİZ MUHASEBESİ
Bir Ömrün Sessiz Muhasebesi
Hayat bazen bir mevsim gibi değil, aynı günün içinde yaşanan dört mevsim gibi yaşanır.
Ben de dünleri geride bırakırken, güneşin yakıcı sıcağını da yaşadım, karın iliklere işleyen soğuğunu da…
Kimi zaman içimde upuzun bir yaz vardı; aydınlık, umutlu, diri…
Kimi zaman da ansızın kopan fırtınalarda savruldum; sevdiklerimin ellerimden kayıp gidişini çaresizce izledim.
Ama insan, zamanla şunu öğreniyor:
Hayat eksilterek değil, derinleştirerek ilerliyor.
Ve her karanlığın ardından, insanın içine yeniden doğan bir ışık var.
Yeni bir yıl…
Takvimde yeni bir yaprak, ömrümde yeni bir sayı…
Ama aslında her yeni yaş, sadece geçen zamanın değil; biriken anlamların, çoğalan duyguların ve geride bırakılan izlerin toplamı.
Doğum günleri, insanın kendiyle kısa bir hesaplaşmasıdır belki de.
Kimler geldi, kimler geçti…
Neleri kaybettik, neleri büyüttük…
Ve en önemlisi, kimlerin hayatına dokunabildik…
Öncelikle evlatlar ve torunlar…
Her biri size “iyi ki bizim annemiz oldun, iyi ki yolumuzdaydın” duygusunu doyasıya yaşatan, her anınızı zenginleştiren, sizi sürekli şımartan, kendinizi prensesler gibi hissettiren harika varlıklar. “Annemmm” daha güzel söylenemezdi. “Kalbimizin en derin yerindesin.” sözü paha biçilemezdi. Gün onlarla başladı, her söz onlarla milyon kez güzelleşti.
Bana yaşama sevinci olan sayısız güzel dilekler arasında iki mesaj daha vardı ki, bir ömrün anlamını tek başına taşıyacak kadar derindi.
Yıllar öncesinden bir öğrencim şöyle yazmış:
“13 yaşında bir çocuktum.Hayata karşı olan acemiliğimi belli etmemeye çalışsam da yüreğimdeki korkuyu saklayamıyordum,ne yapsam olmuyordu. Yeni okul yeni insanlar yeni öğretmenler…. Korkuyordum.Daha sonra siz geldiniz sınıfa ve işte o andan itibaren hayatım değişti. Önce korkmamayı, yabancılaşmamayı öğrendim sizden. Ne de olsa bendim o hayatı yönlendirmesi gereken.Daha sonra doğruyla yanlışı ayırt etmeyi ve her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini de…En önemlisi kitap okumayı öğrendim sayenizde. “Neden okumalıyım?“ı anladım. okulda öğrendiklerimle okuduklarımı pekiştirebilirsem bir anlam çıkartabileceğimi anladım. Daha sonra yazmaya başladım yavaş yavaş..Oluşturduğum cümlelere yepyeni anlamlar katıp hayatı o cümlelerle anlatmaya başladım. Sizin arkamda durup yukarı sağlam adımlarla çıkmamı sağladığınız o merdivenlerin üstünde dimdik, özgüvenle dururken hala varlığınızı hissediyorum. İyi ki doğdunuz öğretmenim.”
Bir başka öğrencim ise paylaştığımız bir cümlelerin peşine düşmüş:
“Liseli olmak beni hem çok mutlu hem de omuzlarımda kocaman bir yükle çok mutsuz etmişti. Sınıfa girdim daha ilk gün, oturdum. Kendimi çok yalnız ve kötü hissettim. Sonra sizin Küçük Prenses’ten alıntıladığınız ‘Çölü güzelleştiren, bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır.’ sözünüz geldi aklıma. O kuyuyu bulup o zenginliği yakalamalıydım. Sonra ‘ayın kitabı’ olarak okuttuğunuz bu kitaptan size okumak için seçtiğim bölüm geldi aklıma. ‘Hoşça git,’ dedi tilki. ‘Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.’ Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: ‘Gerçeğin mayası gözle görülmez.’
Ortaokul mezuniyet törenimiz sonrasında vedalaşırken ‘Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.’ unutma, değerli şeyler emek ister ki zenginleşsin, demiştiniz.
Teşekkürler öğretmenim. Sonrasında korktuğum o sınıf ve o sıra, en sevdiğim insanlarla dolu bir yer oldu. Kitaplarınız, sözleriniz, önerileriniz, örnek davranışlarınız hep yanımda, hep arkamda, hep aklımda oldunuz. İyi ki öğretmenim oldunuz. Çok yaşayın. Sizi çok seviyorum.”
Bir öğretmen için bundan daha büyük bir karşılık var mıdır?
Bir insanın hayatında bir korkunun yerini cesaret alıyorsa…
Bir cümle, bir ömre eşlik ediyorsa…
Verilen emek, yıllar sonra bir teşekkür olarak geri dönüyorsa…
O ömür iyi ki yaşanmıştır.
Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki;
kaybettiklerimle eksilmedim, kazandıklarımla çoğaldım.
Yoklarımı, varlarımla zenginleştirdim.
Dostluklarla tatlandırdım hayatı ve her geçen yıl o sofraya yeni hikâyeler ekledim.
Yaş almak, sadece yılların birikmesi değilmiş…
İnsanın kendine biraz daha yaklaşmasıymış.
Daha çok anlamak, daha az yargılamak…
Daha çok sevmek, daha az kırılmak…
Ve şimdi, bir ömrün içinden, sessiz ama derin bir şükranla söyleyebilirim:
Hayat, tüm zorluklarına rağmen hâlâ çok güzel.
Çünkü içinde insan var…
Çünkü içinde iz bırakmak ve iz taşımak var. O halde yenilerine yelken açalım.
Nice yıllara hep birlikte ,
Vira bismillah..