DÜNDEN BUGÜNE…
Emekli bir öğretmen olarak,
“Ne olacak bu çocuklarımızın yarınları? “ derken yıllar öncesinden bugüne canlanan bir anı yazdırdı bu yazıyı bana.
Alt katımızda oturan komşumuz, benimle vakit geçirmek için oyunlar oynarken bana okumayı ve yazmayı da öğretmişti.
O zamanlar televizyon yoktu. Akşamları diziler izlenmezdi. Bir evde toplanılır, kitap okunur, sohbet edilir, dinlenilir, düşünülür ve tartışılırdı.
Ben daha okula başlamadan bana kocaman kitaplar verirlerdi. Öyle çelimsizdim ki kucağıma bir yastık koyar, kitabı onun üzerine yerleştirirlerdi. Ben okurdum, onlar dinlerdi.
Okuma aşkım böyle başladı.
Sonra okul başladı.
Ama önceleri okulu hiç sevemedim.
Sınıftaki arkadaşlarımın ilerisinde olduğum için bir gün anneme:
“Ben okula gitmek istemiyorum. O çocuklar daha ‘a’yı bile bilmiyorlar.” demiştim.
Annem her sabah elimden tutup beni adeta sürükleyerek okula götürürdü.
Sıkılırdım sınıfta. Öyle ki, bir gün sıraya başımı koyup uyumuşum. Öğretmenim, kulağıma bir kâğıt dokundurarak beni uyandırmış. Uyandığımda bana gülen arkadaşlarım sayesinde o günü hiç unutmadım.
Sonra sevgili öğretmenim Ali Bey, benim için bir çözüm buldu.
Sınıfın en ilgisizi ve en çok ilgi isteyeni Alaattin’in yanına oturttu beni. Önümüze de o zaman öğretilen asker alfabesini koydu ve:
“Sen bunları ona öğret.” dedi.
“Ali topu tut.”
“Ali okula gel.”
Çalışmaya başladık.
Alaattin benim ilk öğrencim oldu.
Öğretmenliğe de ilk o gün başladım, sınıfımı ve okulumu sevmeye de…
Hayat böyle devam ederken bir gün okul müdürümüz babamı çağırıp beni sınavla bir üst sınıfa geçirmek istedi. Babam kabul etmedi. “Birdenbire farklı bir sınıfa geçerse bocalar, okuldan soğur.” diye düşünmüştü.
İyi ki de öyle düşünmüş.
Çünkü o günlerden bana kalan en büyük ders şuydu: “Çocuk sadece öğrenmek için değil, öğrenmeyi sevmek için de okula gider.”
Yıllar sonra anne olduğumda, kendi çocuklarımı okuma yazma öğretmeden okula başlattım. Her şeyi arkadaşlarıyla birlikte öğrensinler, öğretmenlerini sevsinler, okulu sevsinler istedim. Yıllar bana bu konuda yanılmadığımı gösterdi.
Bugün çocuklarımız okula başladıklarında artık çok daha fazla şey biliyorlar. Harfleri tanıyor, isimlerini yazıyor, sayıyor, renkleri ve şekilleri biliyor, teknolojiyle çok küçük yaşta tanışıyorlar.
Ama bugün başka bir sorunumuz var:
Çocuklarımız bu kadar çok şey biliyorken, acaba ne kadar merak ediyorlar?
Ne kadar soru soruyorlar?
Ne kadar düşünüyorlar?
Ne kadar hayal kuruyorlar?
Ve en önemlisi…
Öğrenmekten ve okulda olmaktan ne kadar keyif alıyorlar?
Çünkü eğitim yalnızca çocuğa harfleri, sayıları, bilgileri öğretmek değildir.
Eğitim; düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen, merak eden, başkasının hakkına saygı duyan, bilgisini ve görgüsünü paylaşan,adaletli, özverili, vatansever, kendine güvenen ve vicdan sahibi insanlar yetiştirme işidir.
Bugün bir ana sınıfı öğrencisinin renkli hamurlarla harfler yaptığını, adını yazdığını, birden başlayıp “Dur!” deyinceye kadar saydığını görünce yıllar öncesine gittim.
Kendi çocukluğuma…
İlk kitabı kucağımda taşıyamadığım günlere…
Beni okula götüren anneme…
Kulağıma kâğıt dokundurarak uyandıran öğretmenime…
Ve ilk öğrencim Alaattin’e…
Aradan geçen onca yıl bana şunu öğretti:
Çocuğa ne kadar bilgi verirsek verelim, eğer öğrenme sevgisini veremiyorsak hep bir şeyler eksik kalır.
Yeni bir eğitim-öğretim yılı daha başlıyor.
Çocuklarımızın sadece başarılı olmalarını değil; iyi insan olmalarını, merak etmelerini,adil olmalarını,
sorgulamalarını,okumalarını,düşünmelerini,üretmelerini,hayal kurmalarını ve kendi doğru yollarını bulmalarını diliyorum.
Öğretmenlerimizin sabrına, çocuklarımızın heyecanına, velilerimizin emeğine güç…
Yeni eğitim-öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.
Ve dilerim her çocuğun hayatına, benim hayatıma dokunan Ali Bey gibi, iz bırakan en az bir öğretmen girsin.
Çünkü bazı öğretmenler sadece ders anlatmaz, bir çocuğun hayatının yönünü değiştirir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahsen Yıldız
DÜNDEN BUGÜNE…
DÜNDEN BUGÜNE…
Emekli bir öğretmen olarak,
“Ne olacak bu çocuklarımızın yarınları? “ derken yıllar öncesinden bugüne canlanan bir anı yazdırdı bu yazıyı bana.
Alt katımızda oturan komşumuz, benimle vakit geçirmek için oyunlar oynarken bana okumayı ve yazmayı da öğretmişti.
O zamanlar televizyon yoktu. Akşamları diziler izlenmezdi. Bir evde toplanılır, kitap okunur, sohbet edilir, dinlenilir, düşünülür ve tartışılırdı.
Ben daha okula başlamadan bana kocaman kitaplar verirlerdi. Öyle çelimsizdim ki kucağıma bir yastık koyar, kitabı onun üzerine yerleştirirlerdi. Ben okurdum, onlar dinlerdi.
Okuma aşkım böyle başladı.
Sonra okul başladı.
Ama önceleri okulu hiç sevemedim.
Sınıftaki arkadaşlarımın ilerisinde olduğum için bir gün anneme:
“Ben okula gitmek istemiyorum. O çocuklar daha ‘a’yı bile bilmiyorlar.” demiştim.
Annem her sabah elimden tutup beni adeta sürükleyerek okula götürürdü.
Sıkılırdım sınıfta. Öyle ki, bir gün sıraya başımı koyup uyumuşum. Öğretmenim, kulağıma bir kâğıt dokundurarak beni uyandırmış. Uyandığımda bana gülen arkadaşlarım sayesinde o günü hiç unutmadım.
Sonra sevgili öğretmenim Ali Bey, benim için bir çözüm buldu.
Sınıfın en ilgisizi ve en çok ilgi isteyeni Alaattin’in yanına oturttu beni. Önümüze de o zaman öğretilen asker alfabesini koydu ve:
“Sen bunları ona öğret.” dedi.
“Ali topu tut.”
“Ali okula gel.”
Çalışmaya başladık.
Alaattin benim ilk öğrencim oldu.
Öğretmenliğe de ilk o gün başladım, sınıfımı ve okulumu sevmeye de…
Hayat böyle devam ederken bir gün okul müdürümüz babamı çağırıp beni sınavla bir üst sınıfa geçirmek istedi. Babam kabul etmedi. “Birdenbire farklı bir sınıfa geçerse bocalar, okuldan soğur.” diye düşünmüştü.
İyi ki de öyle düşünmüş.
Çünkü o günlerden bana kalan en büyük ders şuydu: “Çocuk sadece öğrenmek için değil, öğrenmeyi sevmek için de okula gider.”
Yıllar sonra anne olduğumda, kendi çocuklarımı okuma yazma öğretmeden okula başlattım. Her şeyi arkadaşlarıyla birlikte öğrensinler, öğretmenlerini sevsinler, okulu sevsinler istedim. Yıllar bana bu konuda yanılmadığımı gösterdi.
Bugün çocuklarımız okula başladıklarında artık çok daha fazla şey biliyorlar. Harfleri tanıyor, isimlerini yazıyor, sayıyor, renkleri ve şekilleri biliyor, teknolojiyle çok küçük yaşta tanışıyorlar.
Ama bugün başka bir sorunumuz var:
Çocuklarımız bu kadar çok şey biliyorken, acaba ne kadar merak ediyorlar?
Ne kadar soru soruyorlar?
Ne kadar düşünüyorlar?
Ne kadar hayal kuruyorlar?
Ve en önemlisi…
Öğrenmekten ve okulda olmaktan ne kadar keyif alıyorlar?
Çünkü eğitim yalnızca çocuğa harfleri, sayıları, bilgileri öğretmek değildir.
Eğitim; düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen, merak eden, başkasının hakkına saygı duyan, bilgisini ve görgüsünü paylaşan,adaletli, özverili, vatansever, kendine güvenen ve vicdan sahibi insanlar yetiştirme işidir.
Bugün bir ana sınıfı öğrencisinin renkli hamurlarla harfler yaptığını, adını yazdığını, birden başlayıp “Dur!” deyinceye kadar saydığını görünce yıllar öncesine gittim.
Kendi çocukluğuma…
İlk kitabı kucağımda taşıyamadığım günlere…
Beni okula götüren anneme…
Kulağıma kâğıt dokundurarak uyandıran öğretmenime…
Ve ilk öğrencim Alaattin’e…
Aradan geçen onca yıl bana şunu öğretti:
Çocuğa ne kadar bilgi verirsek verelim, eğer öğrenme sevgisini veremiyorsak hep bir şeyler eksik kalır.
Yeni bir eğitim-öğretim yılı daha başlıyor.
Çocuklarımızın sadece başarılı olmalarını değil; iyi insan olmalarını, merak etmelerini,adil olmalarını,
sorgulamalarını,okumalarını,düşünmelerini,üretmelerini,hayal kurmalarını ve kendi doğru yollarını bulmalarını diliyorum.
Öğretmenlerimizin sabrına, çocuklarımızın heyecanına, velilerimizin emeğine güç…
Yeni eğitim-öğretim yılı hepimize hayırlı olsun.
Ve dilerim her çocuğun hayatına, benim hayatıma dokunan Ali Bey gibi, iz bırakan en az bir öğretmen girsin.
Çünkü bazı öğretmenler sadece ders anlatmaz, bir çocuğun hayatının yönünü değiştirir.