KÜÇÜK OTELLER LOJMANLAŞIYOR, TURİZM ŞEHİRLERİ GETTOLAŞIYOR
Yazının Giriş Tarihi: 02.09.2026 00:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.09.2026 00:15
KÜÇÜK OTELLER LOJMANLAŞIYOR, TURİZM ŞEHİRLERİ GETTOLAŞIYOR
Türkiye’nin turizm politikalarında son yıllarda dikkat çeken bir değişim yaşanıyor. Bir tarafta büyük turizm yatırımları, zincir oteller ve yüksek kapasiteli tesisler desteklenirken, diğer tarafta yıllardır turizmin yükünü taşıyan küçük oteller ve pansiyonlar giderek daha ağır belge, ruhsat, güvenlik ve işletme prosedürleriyle karşı karşıya bırakılıyor.
Bunun sonucunda ortaya çıkan tablo ise yalnızca ekonomik bir sorun değil.
İlginç söylemleriyle hafızalarda yer eden eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın en çok tartışılan sözlerinden biri, “Ben zenginleri severim” olmuştu.
Uzun yıllar tartışılan bu söz, aslında dönemin ekonomik anlayışını da özetleyen bir ifade olarak hafızalarda kaldı.
Bugün ise turizm sektörünün küçük işletmecileri açısından farklı bir cümle gündeme geliyor:
“Ben küçük otelleri sevmem!”
Elbette böyle bir cümle kurulmuş değil.
Ama son yıllarda küçük otel ve pansiyonların karşı karşıya bırakıldığı uygulamalara, peş peşe yayımlanan düzenlemelere ve özellikle büyük işletmelerle küçük işletmeler arasındaki destek farklarına bakıldığında, ortaya çıkan tablo küçük otel sahiplerinde tam da böyle bir algı oluşturuyor.
Hele küçük otellerin SGK prim teşvikleri ve benzeri desteklerden yeterince yararlanamaması, bu algıyı daha da güçlendiriyor.
Bolu yangınının faturası neden küçük işletmelere çıkıyor?
Bolu’daki Grand Kartal Otel yangını hepimize çok acı bir ders verdi.
Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısı hâlâ hafızalarımızda.
Elbette turizm tesislerinde yangın güvenliği konusunda taviz verilmemeli.
Can güvenliği tartışılmaz.
Ancak burada asıl tartışılması gereken başka bir konu var:
Yangın güvenliği adına getirilen yeni düzenlemeler ve prosedürler uygulanırken, küçük otellerin ekonomik ve fiziki şartları neden yeterince dikkate alınmıyor?
Küçük bir pansiyon ile yüzlerce, hatta binlerce yatak kapasiteli bir turizm tesisini aynı mevzuat, aynı mali yük ve aynı bürokratik süreçlerle değerlendirmek ne kadar adil?
Küçük otelci, çoğu zaman aile işletmesi mantığıyla ayakta duruyor.
Birçok işletmenin sahibi aynı zamanda resepsiyonisti, muhasebecisi, satın almacısı, teknik sorumlusu…
Buna rağmen her yeni düzenlemede karşısına yeni bir belge, yeni bir rapor, yeni bir tadilat ve yeni bir maliyet çıkıyor.
Sonuç?
Küçük işletmeci turizm yapmaktan çok mevzuata yetişmeye çalışıyor.
Kemer’in ortasında yeni bir gerçeklik: LOJMANLAR
Bütün bu sürecin Kemer’de ortaya çıkardığı başka bir sonuç daha var.
Her yıl onlarca küçük otel ve pansiyon, turizm faaliyetinden çekilerek personel lojmanına dönüşüyor.
Bunun ekonomik boyutu kadar, kent yaşamına ve turizm kimliğine etkisi de ciddi.
Çünkü Kemer’in merkezi giderek daha fazla lojmanlaşan bir yapıya dönüşüyor.
Bir zamanlar turistlerin yürüdüğü, küçük otellerin, restoranların, kafelerin ve turizm işletmelerinin bulunduğu alanlarda bugün personel lojmanları ağırlık kazanıyor.
Burada kimse çalışanların barınma hakkına karşı çıkamaz.
Tam tersine, turizm çalışanlarının insanca koşullarda yaşayabileceği lojmanlara ihtiyaç olduğu açıktır.
Sorun lojmanın varlığı değil; küçük otellerin turizmden kopartılarak lojmana dönüşmek zorunda bırakılmasıdır.
İşte asıl mesele burada.
Küçük otel lojmana, şehir gettoya dönüşürse…
Bir şehirde otel sayısı azalırken aynı yapıların lojman olarak kullanılmaya başlanması, kısa vadede işletme sahipleri açısından bir çıkış yolu olabilir.
Ama uzun vadede bunun kent kimliği açısından ciddi sonuçları olur.
Çünkü turizm yalnızca beş yıldızlı dev otellerden ibaret değildir.
Küçük oteller, pansiyonlar, aile işletmeleri, apartlar, butik tesisler ve yerel esnaf turizm destinasyonlarının ruhunu oluşturur.
Bir turistin Kemer'e geldiğinde yalnızca otelin kapısından girip çıkmasını değil, kentle temas kurmasını sağlayan da büyük ölçüde bu küçük işletmelerdir.
Küçük oteller ortadan kalktıkça turizm kentinin sokakları da değişir.
Turist azalır.
Yerel işletmelerin müşterisi azalır.
Kent merkezindeki ekonomik hareketlilik düşer.
Ve sonunda ortaya turizm kentinden çok, büyük tesislerin çalışanlarının barındığı bir lojman bölgesi çıkar.
Bu nedenle bugün Kemer açısından sorulması gereken soru şudur:
Biz nasıl bir Kemer istiyoruz?
Sadece büyük otellerin bulunduğu, çalışanlarının kent merkezindeki eski küçük otellerde yaşadığı bir Kemer mi?
Yoksa küçük otelinden restoranına, esnafından kültürel değerlerine kadar bütün unsurların birlikte yaşadığı gerçek bir turizm kenti mi?
Küçük otelciye “kapan” demek kolay…
Küçük otel sahibine sürekli yeni belge ve prosedür dayatmak kolay.
“Şunu da yap.”
“Bu belgeyi de al.”
“Şu sistemi de kur.”
“Bunun için de rapor getir.”
“Şu tadilatı da yap.”
Peki bunun maliyetini kim karşılayacak?
Turizm sezonunun birkaç ayla sınırlı kaldığı, enerji, personel, kira, bakım ve diğer işletme giderlerinin sürekli arttığı bir ortamda küçük işletme bütün bunları nasıl finanse edecek?
Sonra da aynı işletmeciye,
“Neden otelini kapattın?”
diye soruluyor.
Belki de cevap çok basit:
Çünkü turizm yapmanın maliyeti, turizmden kazanabileceğinden daha ağır hale geldi.
Bakanlığın artık net bir tercih yapması gerekiyor
Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önünde iki seçenek var.
Birincisi;
“Küçük oteller turizm sektöründe istenmiyor” denilecek.
O zaman da bunun açıkça ortaya konulması ve küçük otellerin kaderine terk edilmemesi gerekiyor.
İkinci seçenek ise;
Küçük otellerin yaşatılması.
Bunun için de küçük işletmelerin ekonomik ve fiziki koşulları dikkate alınarak, güvenlik standartlarından taviz vermeden uygulanabilir, aşamalı ve destekleyici bir model oluşturulmalı.
Çünkü yangın güvenliği elbette olmazsa olmaz.
Ama güvenliği sağlamak ile küçük işletmeyi işletilemez hale getirmek aynı şey değildir.
Turizmin ruhunu kaybetmeyelim
Türkiye'nin turizm politikası yalnızca yatak kapasitesi üzerinden değerlendirilemez.
Daha fazla yatak, her zaman daha kaliteli turizm anlamına gelmez.
Kemer'in, Antalya'nın ve diğer turizm kentlerinin asıl gücü; denizi, doğası, tarihi, kültürü, esnafı, restoranı, küçük oteli, pansiyonu ve insanıyla bir bütün olmasıdır.
Küçük oteller yok olurken onların yerini lojmanların alması, sadece işletmelerin el değiştirmesi değildir.
Bu, turizm kentlerinin sosyolojik yapısının değişmesidir.
Bugün Kemer'in merkezine baktığımızda bu değişimin izlerini zaten görüyoruz.
Ve eğer gerekli önlemler alınmazsa yarın yalnızca Kemer değil, Türkiye'nin pek çok turizm merkezi aynı gerçekle karşı karşıya kalabilir.
Bakanlığın artık bu konuda net bir politika ortaya koyması gerekiyor.
Ya küçük otellerin önünü açın, destekleyin, yaşatın…
Ya da onları kaderine terk edip turizm kentlerinin lojman gettolarına dönüşmesine göz yumun.
Ama üçüncü bir yol daha var:
Küçük otelciyi düşman değil, Türk turizminin asli unsurlarından biri olarak görmek.
Bence Türkiye'nin ihtiyacı tam da budur.
Çünkü turizmin geleceği yalnızca büyük otellerde değil;
küçük otellerin ışığının da yanmaya devam ettiği şehirlerdedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ali Nail KILIÇ
KÜÇÜK OTELLER LOJMANLAŞIYOR, TURİZM ŞEHİRLERİ GETTOLAŞIYOR
KÜÇÜK OTELLER LOJMANLAŞIYOR, TURİZM ŞEHİRLERİ GETTOLAŞIYOR
Türkiye’nin turizm politikalarında son yıllarda dikkat çeken bir değişim yaşanıyor. Bir tarafta büyük turizm yatırımları, zincir oteller ve yüksek kapasiteli tesisler desteklenirken, diğer tarafta yıllardır turizmin yükünü taşıyan küçük oteller ve pansiyonlar giderek daha ağır belge, ruhsat, güvenlik ve işletme prosedürleriyle karşı karşıya bırakılıyor.
Bunun sonucunda ortaya çıkan tablo ise yalnızca ekonomik bir sorun değil.
Turizm kentlerinin sosyal dokusu da değişiyor.
Kemer bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
“Ben zenginleri severim”den “Küçük otelleri sevmem”e…
İlginç söylemleriyle hafızalarda yer eden eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın en çok tartışılan sözlerinden biri, “Ben zenginleri severim” olmuştu.
Uzun yıllar tartışılan bu söz, aslında dönemin ekonomik anlayışını da özetleyen bir ifade olarak hafızalarda kaldı.
Bugün ise turizm sektörünün küçük işletmecileri açısından farklı bir cümle gündeme geliyor:
“Ben küçük otelleri sevmem!”
Elbette böyle bir cümle kurulmuş değil.
Ama son yıllarda küçük otel ve pansiyonların karşı karşıya bırakıldığı uygulamalara, peş peşe yayımlanan düzenlemelere ve özellikle büyük işletmelerle küçük işletmeler arasındaki destek farklarına bakıldığında, ortaya çıkan tablo küçük otel sahiplerinde tam da böyle bir algı oluşturuyor.
Hele küçük otellerin SGK prim teşvikleri ve benzeri desteklerden yeterince yararlanamaması, bu algıyı daha da güçlendiriyor.
Bolu yangınının faturası neden küçük işletmelere çıkıyor?
Bolu’daki Grand Kartal Otel yangını hepimize çok acı bir ders verdi.
Yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısı hâlâ hafızalarımızda.
Elbette turizm tesislerinde yangın güvenliği konusunda taviz verilmemeli.
Can güvenliği tartışılmaz.
Ancak burada asıl tartışılması gereken başka bir konu var:
Yangın güvenliği adına getirilen yeni düzenlemeler ve prosedürler uygulanırken, küçük otellerin ekonomik ve fiziki şartları neden yeterince dikkate alınmıyor?
Küçük bir pansiyon ile yüzlerce, hatta binlerce yatak kapasiteli bir turizm tesisini aynı mevzuat, aynı mali yük ve aynı bürokratik süreçlerle değerlendirmek ne kadar adil?
Küçük otelci, çoğu zaman aile işletmesi mantığıyla ayakta duruyor.
Birçok işletmenin sahibi aynı zamanda resepsiyonisti, muhasebecisi, satın almacısı, teknik sorumlusu…
Buna rağmen her yeni düzenlemede karşısına yeni bir belge, yeni bir rapor, yeni bir tadilat ve yeni bir maliyet çıkıyor.
Sonuç?
Küçük işletmeci turizm yapmaktan çok mevzuata yetişmeye çalışıyor.
Kemer’in ortasında yeni bir gerçeklik: LOJMANLAR
Bütün bu sürecin Kemer’de ortaya çıkardığı başka bir sonuç daha var.
Her yıl onlarca küçük otel ve pansiyon, turizm faaliyetinden çekilerek personel lojmanına dönüşüyor.
Bunun ekonomik boyutu kadar, kent yaşamına ve turizm kimliğine etkisi de ciddi.
Çünkü Kemer’in merkezi giderek daha fazla lojmanlaşan bir yapıya dönüşüyor.
Bir zamanlar turistlerin yürüdüğü, küçük otellerin, restoranların, kafelerin ve turizm işletmelerinin bulunduğu alanlarda bugün personel lojmanları ağırlık kazanıyor.
Burada kimse çalışanların barınma hakkına karşı çıkamaz.
Tam tersine, turizm çalışanlarının insanca koşullarda yaşayabileceği lojmanlara ihtiyaç olduğu açıktır.
Sorun lojmanın varlığı değil; küçük otellerin turizmden kopartılarak lojmana dönüşmek zorunda bırakılmasıdır.
İşte asıl mesele burada.
Küçük otel lojmana, şehir gettoya dönüşürse…
Bir şehirde otel sayısı azalırken aynı yapıların lojman olarak kullanılmaya başlanması, kısa vadede işletme sahipleri açısından bir çıkış yolu olabilir.
Ama uzun vadede bunun kent kimliği açısından ciddi sonuçları olur.
Çünkü turizm yalnızca beş yıldızlı dev otellerden ibaret değildir.
Küçük oteller, pansiyonlar, aile işletmeleri, apartlar, butik tesisler ve yerel esnaf turizm destinasyonlarının ruhunu oluşturur.
Bir turistin Kemer'e geldiğinde yalnızca otelin kapısından girip çıkmasını değil, kentle temas kurmasını sağlayan da büyük ölçüde bu küçük işletmelerdir.
Küçük oteller ortadan kalktıkça turizm kentinin sokakları da değişir.
Turist azalır.
Yerel işletmelerin müşterisi azalır.
Kent merkezindeki ekonomik hareketlilik düşer.
Ve sonunda ortaya turizm kentinden çok, büyük tesislerin çalışanlarının barındığı bir lojman bölgesi çıkar.
Bu nedenle bugün Kemer açısından sorulması gereken soru şudur:
Biz nasıl bir Kemer istiyoruz?
Sadece büyük otellerin bulunduğu, çalışanlarının kent merkezindeki eski küçük otellerde yaşadığı bir Kemer mi?
Yoksa küçük otelinden restoranına, esnafından kültürel değerlerine kadar bütün unsurların birlikte yaşadığı gerçek bir turizm kenti mi?
Küçük otelciye “kapan” demek kolay…
Küçük otel sahibine sürekli yeni belge ve prosedür dayatmak kolay.
“Şunu da yap.”
“Bu belgeyi de al.”
“Şu sistemi de kur.”
“Bunun için de rapor getir.”
“Şu tadilatı da yap.”
Peki bunun maliyetini kim karşılayacak?
Turizm sezonunun birkaç ayla sınırlı kaldığı, enerji, personel, kira, bakım ve diğer işletme giderlerinin sürekli arttığı bir ortamda küçük işletme bütün bunları nasıl finanse edecek?
Sonra da aynı işletmeciye,
“Neden otelini kapattın?”
diye soruluyor.
Belki de cevap çok basit:
Çünkü turizm yapmanın maliyeti, turizmden kazanabileceğinden daha ağır hale geldi.
Bakanlığın artık net bir tercih yapması gerekiyor
Burada Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın önünde iki seçenek var.
Birincisi;
“Küçük oteller turizm sektöründe istenmiyor” denilecek.
O zaman da bunun açıkça ortaya konulması ve küçük otellerin kaderine terk edilmemesi gerekiyor.
İkinci seçenek ise;
Küçük otellerin yaşatılması.
Bunun için de küçük işletmelerin ekonomik ve fiziki koşulları dikkate alınarak, güvenlik standartlarından taviz vermeden uygulanabilir, aşamalı ve destekleyici bir model oluşturulmalı.
Çünkü yangın güvenliği elbette olmazsa olmaz.
Ama güvenliği sağlamak ile küçük işletmeyi işletilemez hale getirmek aynı şey değildir.
Turizmin ruhunu kaybetmeyelim
Türkiye'nin turizm politikası yalnızca yatak kapasitesi üzerinden değerlendirilemez.
Daha fazla yatak, her zaman daha kaliteli turizm anlamına gelmez.
Kemer'in, Antalya'nın ve diğer turizm kentlerinin asıl gücü; denizi, doğası, tarihi, kültürü, esnafı, restoranı, küçük oteli, pansiyonu ve insanıyla bir bütün olmasıdır.
Küçük oteller yok olurken onların yerini lojmanların alması, sadece işletmelerin el değiştirmesi değildir.
Bu, turizm kentlerinin sosyolojik yapısının değişmesidir.
Bugün Kemer'in merkezine baktığımızda bu değişimin izlerini zaten görüyoruz.
Ve eğer gerekli önlemler alınmazsa yarın yalnızca Kemer değil, Türkiye'nin pek çok turizm merkezi aynı gerçekle karşı karşıya kalabilir.
Bakanlığın artık bu konuda net bir politika ortaya koyması gerekiyor.
Ya küçük otellerin önünü açın, destekleyin, yaşatın…
Ya da onları kaderine terk edip turizm kentlerinin lojman gettolarına dönüşmesine göz yumun.
Ama üçüncü bir yol daha var:
Küçük otelciyi düşman değil, Türk turizminin asli unsurlarından biri olarak görmek.
Bence Türkiye'nin ihtiyacı tam da budur.
Çünkü turizmin geleceği yalnızca büyük otellerde değil;
küçük otellerin ışığının da yanmaya devam ettiği şehirlerdedir.