Kendisine iyi gelene şüpheyle bakar…
Ama kendisine zarar vereni savunur.
Bu yüzden bazen özgürlük talebi değil,
özgürlük korkusu yükselir.
Bu yüzden bazen adalet isteyen değil,
adaletsizliği normalleştiren çoğalır.
Ve bu yüzden, Mustafa Kemal Atatürk gibi “tam bağımsızlık”, “laiklik” ve “çağdaşlık” diyen bir liderin ortaya koyduğu vizyon, sadece bir yönetim modeli değil; bir zihniyet kırılmasıdır.
Bugün hâlâ aynı yerde dönüp duruyorsak…
sebebi dış güçler, ekonomik krizler ya da günlük siyaset değil sadece.
Asıl sebep şudur:
Biz, hâlâ neyi hak ettiğimize karar veremedik.
Özgürlüğü mü?
Yoksa alıştığımız düzeni mi?
Çünkü gerçek değişim, konforu bozmayı gerektirir.
Ve herkes o bedeli ödemek istemez.
O yüzden son söz net:
Bazı toplumlar zincirlerini kırar.
Bazıları ise… zincirlerini sever.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ali Nail KILIÇ
ZİNCİR SEVEN TOPLUMLAR
ZİNCİR SEVEN TOPLUMLAR
Fyodor Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar ile bize sadece bir hapishaneyi anlatmadı.
Aslında bir zihniyeti anlattı.
Sibirya sürgününde gördüğü şey şuydu:
İnsan, maruz kaldığı hayatın bir süre sonra savunucusu haline gelir.
Anlatılan o meşhur gözlem…
Hapishanede bir köpek.
Her gün tekmeleniyor.
Ve kaçmıyor.
Daha kötüsü…
Kaçmayı denemiyor bile.
Çünkü artık şunu öğrenmiş:
Hayat = Şiddet.
Bir gün biri çıkıyor, onu tekmelemiyor.
Başını okşuyor.
Ve köpek kaçıyor.
Çünkü bilmediği şeyden korkuyor.
Çünkü şefkat, onun dünyasında bir tehdit.
Şimdi dönüp kendimize bakalım.
Bugün toplum olarak neye alıştık?
Adaletsizliğe mi?
Eşitsizliğe mi?
Sürekli gerilime mi?
Yoksa sorgulamamaya mı?
Daha da önemlisi:
Bunları artık normal mi görüyoruz?
Eğer cevap “evet” ise…
sorun sistemde değil sadece, zihniyettedir.
Çünkü alışan insan, değiştirmek istemez.
Alışan toplum, itiraz etmez.
Alışan zihin, sorgulamaz.
Ve en tehlikelisi şudur:
Kendisine iyi gelene şüpheyle bakar…
Ama kendisine zarar vereni savunur.
Bu yüzden bazen özgürlük talebi değil,
özgürlük korkusu yükselir.
Bu yüzden bazen adalet isteyen değil,
adaletsizliği normalleştiren çoğalır.
Ve bu yüzden, Mustafa Kemal Atatürk gibi “tam bağımsızlık”, “laiklik” ve “çağdaşlık” diyen bir liderin ortaya koyduğu vizyon, sadece bir yönetim modeli değil; bir zihniyet kırılmasıdır.
Bugün hâlâ aynı yerde dönüp duruyorsak…
sebebi dış güçler, ekonomik krizler ya da günlük siyaset değil sadece.
Asıl sebep şudur:
Biz, hâlâ neyi hak ettiğimize karar veremedik.
Özgürlüğü mü?
Yoksa alıştığımız düzeni mi?
Çünkü gerçek değişim, konforu bozmayı gerektirir.
Ve herkes o bedeli ödemek istemez.
O yüzden son söz net:
Bazı toplumlar zincirlerini kırar.
Bazıları ise… zincirlerini sever.