1948 doğumluyum. Savaş sonrası neslin ilk milyonlarından biri olarak, yaşadığım 78 yılın sonunda ulaştığım bazı birikimleri paylaşmak istedim.
16.yüzyılda başlayan Batı Aydınlanması, her ne kadar farklı ve çoğu zaman çıkarcı amaçlarla yürütülmüş olsa da, ulaşılan coğrafyalardan taşınan bilgi birikimiyle insanlığın büyük sıçramalar yapmasının altyapısını oluşturdu. Önce tabu sayılan din kuralları sorgulanmaya başlandı. Ardından, yüzyıllardır ezilenler lehine yönetim erkini dönüştürmeye yönelik kanlı ve kansız girişimler geldi.
Sermaye, rekabet ortamında öne geçme arzusu ile bilim, sanat ve düşün akımlarına alan açtı. Bunun sonuçları; toplumsal hareketler, pazar kavgaları, bilimin sivil hayata hizmetinin yanında askerî lojistiği güçlendirmesi ve nihayetinde iki dünya savaşı oldu.
20. yüzyılın ilk yarısı, kanın bir bardak su kadar değersizleştiği bir dönem olarak yaşandı.
Batı dünyası, ideolojik yapılanmalarla milyonlara refah sağlayabilecek kaynakları; ceberrut sonuçlar doğuran silahlanmaya aktardı. Yeraltı kaynaklarını elinde tutanlar, insanlık ailesi içinde acımasız ve utandırıcı eşitsizlikleri teşvik etti.
Günde 1 dolara çalışan milyonlar, 20 milyon dolar karşılığında top koşturan ayaklara biat etmeye yönlendirildi; bu düzen yıllarca propaganda ile ayakta tutuldu.
ABD Başkanı Eisenhower, 1960’lardaki veda konuşmasında şu kehanette bulundu:
“Silah sanayinin kontrolsüz gücü, insanlık için büyük bir tehlike olacaktır.”
Maalesef bu kehanet gerçekleşti. Yalnızca ABD’de değil, küresel ölçekte silah sanayisi; kimi zaman dinsel, kimi zaman ideolojik travmalar yaratarak günümüze kadar uzanan ve hatta iklimi dahi etkileyen krizlere yol açtı.
Bu bitmeyen açgözlülüğün ve taraflarca beslenen dinozorlaşmanın ilk büyük sonucu, 21. yüzyılın başında New York kulelerinin kasten vurulmasıyla görüldü. Ardından dünya genelinde yüz milyonlarca mülteci, yarı aç yarı tok, “kurt bakışlı” insanlar ortaya çıktı.
Bu sürecin belki de tek olumlu yanı, iletişimin küresel ölçekte ucuzlaması ve bilgiye erişimin yaygınlaşması oldu.
Geriye dönüp baktığımda, bu 78 yılın bana gösterdiği temel sonuç şudur:
Din ve ideoloji ritüelleri artık insanlık için birer yük hâline gelmeye başlamıştır.
İnsan, bilgiye ulaştıkça bilinçleniyor; ikna ve empatiyle birlikte yaşayabileceğini her fırsatta gösteriyor. Nepal’de, Arjantin’de, Paris’te, İstanbul sokaklarında insanlar aynı saatlerde bir araya geliyor; taleplerini açık ve korkusuzca dile getiriyor.
İklim krizi somut sonuçlarını ortaya koyarken, ortak bir tehlike karşısında olduğumuz netleşiyor. Bu noktada, bugüne kadar kutsallaştırılan birçok inancın ve kalıbın yetersizliği giderek gülünçleşiyor.
Evet, cancağızlar…
Artık yeni şeyler düşünmenin zamanı geldi.
Sevgiyle kalın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cenap Murtezaoğlu
DÜN DÜNDÜR CANCAĞIZIM..
DÜN DÜNDÜR CANCAĞIZIM..
1948 doğumluyum. Savaş sonrası neslin ilk milyonlarından biri olarak, yaşadığım 78 yılın sonunda ulaştığım bazı birikimleri paylaşmak istedim.
16.yüzyılda başlayan Batı Aydınlanması, her ne kadar farklı ve çoğu zaman çıkarcı amaçlarla yürütülmüş olsa da, ulaşılan coğrafyalardan taşınan bilgi birikimiyle insanlığın büyük sıçramalar yapmasının altyapısını oluşturdu. Önce tabu sayılan din kuralları sorgulanmaya başlandı. Ardından, yüzyıllardır ezilenler lehine yönetim erkini dönüştürmeye yönelik kanlı ve kansız girişimler geldi.
Sermaye, rekabet ortamında öne geçme arzusu ile bilim, sanat ve düşün akımlarına alan açtı. Bunun sonuçları; toplumsal hareketler, pazar kavgaları, bilimin sivil hayata hizmetinin yanında askerî lojistiği güçlendirmesi ve nihayetinde iki dünya savaşı oldu.
20. yüzyılın ilk yarısı, kanın bir bardak su kadar değersizleştiği bir dönem olarak yaşandı.
Batı dünyası, ideolojik yapılanmalarla milyonlara refah sağlayabilecek kaynakları; ceberrut sonuçlar doğuran silahlanmaya aktardı. Yeraltı kaynaklarını elinde tutanlar, insanlık ailesi içinde acımasız ve utandırıcı eşitsizlikleri teşvik etti.
Günde 1 dolara çalışan milyonlar, 20 milyon dolar karşılığında top koşturan ayaklara biat etmeye yönlendirildi; bu düzen yıllarca propaganda ile ayakta tutuldu.
ABD Başkanı Eisenhower, 1960’lardaki veda konuşmasında şu kehanette bulundu:
“Silah sanayinin kontrolsüz gücü, insanlık için büyük bir tehlike olacaktır.”
Maalesef bu kehanet gerçekleşti. Yalnızca ABD’de değil, küresel ölçekte silah sanayisi; kimi zaman dinsel, kimi zaman ideolojik travmalar yaratarak günümüze kadar uzanan ve hatta iklimi dahi etkileyen krizlere yol açtı.
Bu bitmeyen açgözlülüğün ve taraflarca beslenen dinozorlaşmanın ilk büyük sonucu, 21. yüzyılın başında New York kulelerinin kasten vurulmasıyla görüldü. Ardından dünya genelinde yüz milyonlarca mülteci, yarı aç yarı tok, “kurt bakışlı” insanlar ortaya çıktı.
Bu sürecin belki de tek olumlu yanı, iletişimin küresel ölçekte ucuzlaması ve bilgiye erişimin yaygınlaşması oldu.
Geriye dönüp baktığımda, bu 78 yılın bana gösterdiği temel sonuç şudur:
Din ve ideoloji ritüelleri artık insanlık için birer yük hâline gelmeye başlamıştır.
İnsan, bilgiye ulaştıkça bilinçleniyor; ikna ve empatiyle birlikte yaşayabileceğini her fırsatta gösteriyor. Nepal’de, Arjantin’de, Paris’te, İstanbul sokaklarında insanlar aynı saatlerde bir araya geliyor; taleplerini açık ve korkusuzca dile getiriyor.
İklim krizi somut sonuçlarını ortaya koyarken, ortak bir tehlike karşısında olduğumuz netleşiyor. Bu noktada, bugüne kadar kutsallaştırılan birçok inancın ve kalıbın yetersizliği giderek gülünçleşiyor.
Evet, cancağızlar…
Artık yeni şeyler düşünmenin zamanı geldi.
Sevgiyle kalın.