103 yıl önce, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, tarih sahnesinde benzeri az görülmüş bir toplumsal dönüşümdür. Bir milletin küllerinden yeniden var oluşunun en berrak ifadesidir.
Birinci Dünya Savaşı bitmiş; Alman, Avusturya ve Osmanlı imparatorlukları teslim olmuştu. Fakat bir gerçek vardı ki tarih onu altın harflerle yazdı: Rumeli ve Anadolu teslim olmadı.
Müdafaa-i Hukuk hareketiyle büyüyen direniş, kongrelerden geçip Büyük Millet Meclisi’ni kurarak “ya istiklal ya ölüm” iradesine dönüştü. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde ortaya çıkan bu kararlılık, bir milletin boyunduruk kabul etmeyeceğini ilan etti.
Lozan'ın Açtığı Yol
Cumhuriyet’in ilanından sonra imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını tüm dünyaya tescilleyen bir diplomasi zaferiydi. Bu zafer sadece yeni bir devletin tanınması değildi; aynı zamanda yüzlerce yıllık doğu–batı rekabetinde yeni bir sayfa açılması demekti.
Seküler hukuk düzeni, eşit yurttaşlık anlayışı ve milli devlet modeli…
Bu topraklarda ilk kez ümmet sisteminin yerine halkın kendi adıyla anıldığı modern bir devlet kuruldu: Türkiye.
Bir Toplumun Yeniden İnşası
Cumhuriyet’in en büyük başarısı, insanı yeniden merkeze almasıydı.
Yüzyıllarca geri bırakılmış, iradesizleştirilmiş bir toplum, kısa sürede yurttaşlık bilincine kavuştu. Tebaa olarak doğanlar, hukukun eşitlediği bireylere dönüştü.
Dünyanın birçok lideri, Gandhi dâhil olmak üzere, bu dönüşümü bir mucize değil; aklın, iradenin ve bilimin insanı nasıl özgürleştirdiğinin kanıtı olarak gördü.
1923 ile 1950 arasındaki çeyrek yüzyıl, hem kalkınmanın hem de demokrasinin temellerinin atıldığı yıllardır.
İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasında yer almasına rağmen tek bir kayıp vermeden çıkmayı başaran Türkiye, 1950’de sandıkla ikinci bir devrim daha yaptı.
Demokrasi: Zor Ama Gerekli
Sandık bir yönüyle Pandora’nın sandığı gibidir.
İçinde özgürlük, eşitlik, adalet olduğu gibi; eski düzenin imtiyazlarından beslenen güçler de vardır. Bu nedenle demokrasi zaman zaman durgunluk ve baskı dönemlerini beraberinde getirir.
Ancak Cumhuriyet’e sahip çıkan çoğunluk, bu coğrafyanın geleceğini sandıkla şekillendirme alışkanlığını hiçbir dönemde terk etmedi.
Laiklik ise hâlâ yanlış yorumlanmaya çalışılsa da, inançlara saygının ve dini siyasetin baskısından korumanın tek güvencesidir.
Demokrasi zor…
Ama vazgeçilmezdir.
Yaşanması gereken bir hak arama biçimidir.
Bugünün Manzarası
Bugün dünya yine çalkalanıyor.
Bir yanda şehirleri yıkan roketler, diğer yanda televizyonların diğer yarısında Cumhuriyet’in sokaklarında çözüm arayan, konuşan, tartışan bir millet…
Cumhuriyet’in en büyük başarısı işte burada yatıyor:
Demokrasi ve insanca yaşama arzusu milletimizin genlerine yerleşti.
Son Söz
İkinci yüzyıla zor geldin ama iyi gidiyorsun Türkiyem.
Cumhuriyet, bize yalnızca geçmişi değil; geleceği de emanet ediyor.
Bu emaneti taşımak hepimizin görevi.
Sevgiyle kalın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cenap Murtezaoğlu
İyi ki Varsın Cumhuriyet
İyi ki Varsın Cumhuriyet
103 yıl önce, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, tarih sahnesinde benzeri az görülmüş bir toplumsal dönüşümdür. Bir milletin küllerinden yeniden var oluşunun en berrak ifadesidir.
Birinci Dünya Savaşı bitmiş; Alman, Avusturya ve Osmanlı imparatorlukları teslim olmuştu. Fakat bir gerçek vardı ki tarih onu altın harflerle yazdı: Rumeli ve Anadolu teslim olmadı.
Müdafaa-i Hukuk hareketiyle büyüyen direniş, kongrelerden geçip Büyük Millet Meclisi’ni kurarak “ya istiklal ya ölüm” iradesine dönüştü. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde ortaya çıkan bu kararlılık, bir milletin boyunduruk kabul etmeyeceğini ilan etti.
Lozan'ın Açtığı Yol
Cumhuriyet’in ilanından sonra imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını tüm dünyaya tescilleyen bir diplomasi zaferiydi. Bu zafer sadece yeni bir devletin tanınması değildi; aynı zamanda yüzlerce yıllık doğu–batı rekabetinde yeni bir sayfa açılması demekti.
Seküler hukuk düzeni, eşit yurttaşlık anlayışı ve milli devlet modeli…
Bu topraklarda ilk kez ümmet sisteminin yerine halkın kendi adıyla anıldığı modern bir devlet kuruldu: Türkiye.
Bir Toplumun Yeniden İnşası
Cumhuriyet’in en büyük başarısı, insanı yeniden merkeze almasıydı.
Yüzyıllarca geri bırakılmış, iradesizleştirilmiş bir toplum, kısa sürede yurttaşlık bilincine kavuştu. Tebaa olarak doğanlar, hukukun eşitlediği bireylere dönüştü.
Dünyanın birçok lideri, Gandhi dâhil olmak üzere, bu dönüşümü bir mucize değil; aklın, iradenin ve bilimin insanı nasıl özgürleştirdiğinin kanıtı olarak gördü.
1923 ile 1950 arasındaki çeyrek yüzyıl, hem kalkınmanın hem de demokrasinin temellerinin atıldığı yıllardır.
İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasında yer almasına rağmen tek bir kayıp vermeden çıkmayı başaran Türkiye, 1950’de sandıkla ikinci bir devrim daha yaptı.
Demokrasi: Zor Ama Gerekli
Sandık bir yönüyle Pandora’nın sandığı gibidir.
İçinde özgürlük, eşitlik, adalet olduğu gibi; eski düzenin imtiyazlarından beslenen güçler de vardır. Bu nedenle demokrasi zaman zaman durgunluk ve baskı dönemlerini beraberinde getirir.
Ancak Cumhuriyet’e sahip çıkan çoğunluk, bu coğrafyanın geleceğini sandıkla şekillendirme alışkanlığını hiçbir dönemde terk etmedi.
Laiklik ise hâlâ yanlış yorumlanmaya çalışılsa da, inançlara saygının ve dini siyasetin baskısından korumanın tek güvencesidir.
Demokrasi zor…
Ama vazgeçilmezdir.
Yaşanması gereken bir hak arama biçimidir.
Bugünün Manzarası
Bugün dünya yine çalkalanıyor.
Bir yanda şehirleri yıkan roketler, diğer yanda televizyonların diğer yarısında Cumhuriyet’in sokaklarında çözüm arayan, konuşan, tartışan bir millet…
Cumhuriyet’in en büyük başarısı işte burada yatıyor:
Demokrasi ve insanca yaşama arzusu milletimizin genlerine yerleşti.
Son Söz
İkinci yüzyıla zor geldin ama iyi gidiyorsun Türkiyem.
Cumhuriyet, bize yalnızca geçmişi değil; geleceği de emanet ediyor.
Bu emaneti taşımak hepimizin görevi.
Sevgiyle kalın.