Antalya Arkeoloji Müzesi iki haftayı aşkın bir süredir kapalı.Müzeyi ziyaret etmek isteyen yerli ve yabancı turistler kapıda kilitle karşılaşıyor. İnsanlar şaşkınlıkla karşılıyorlar turizmin doruk yaptığı bir dönemde müzenin kapalı olmasını. "Hangi akla hizmet müze kapısı yaz ortasında kapatılır?" diye soruyorlar.
Cevap vermek durumunda olan Kültür ve Turizm Bakanlığı suskun, Bakan suskun. Duymazdan geliyorlar veya umursamıyorlar. Tıpkı müzenin "deprem riski nedeniyle yıkılacağı" yolunda Bakanlığın yaptığı açıklamayı ikna edici bulmayarak yıkım kararını protesto eden Antalyalıları umursamadıkları gibi.
Bakanlığın yıkıp, yerine yeni bina yapmayı planladığı müze, 1972'den bu yana faaliyette.Türkiye'de yarışma projesi ile inşa edilen ilk müze olarak ulusal müze mimarlığı tarihinde önemli bir yere sahip. Yıkım kararına itiraz etmek için bir araya gelen sivil toplum kuruluşlarının oluşturdukları Müze Çalışma Grubu, binanın depreme dayanıksız olduğunun şeffaf raporlarla kamuoyuyla paylaşılmadığını, restorasyon seçeneğinin değerlendirilmediğini vurguluyorlar.
Müze Çalışma Grubundaki 13 sivil toplum kuruluşu müze önünde sırayla basın açıklaması yaparak seslerini Kültür ve Turizm Bakanına duyurmaya çalışıyorlar. Kartalkaya faciasından yükselen çığlıkları duymazdan gelen bu kez de Antalya Arkeoloji Müzesi önündeki haykırışları duymazdan geliyor. Umursamaz tutumunu sürdürüyor.
Müze Çalışma Grubu üyeleri ise inatla yıkım kararına tepkilerini sürdürüyorlar. 28 Temmuz'da açıklama yapma sırası Mülkiyeliler Birliği Antalya Şubesinde idi.. Şube adına açıklamayı Başkan Nazire Öztürk yaptı.
Mülkiyeliler, Türkiye'nin en seçkin fakültelerinden olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları. Aralarında Antalya'da yaşayanlar da var. Kimi emekli üst düzey kamu görevlisi, kimisi halen önemli aktif görevlerde.
Antalyalıların sosyo-kültürel çeşitli sorunlarıyla yakından ilgilenen Mülkiyeliler Birliği Antalya Şubesi, Antalya Arkeoloji Müzesinin yıkım kararını öğrendiği andan itibaren Müze Çalışma Grubuna dahil oldu. Hukuksal, tarihsel, mimari, ekonomik, politik ve diğer açılardan ne yapılabiliri sorgulama ve değerlendirmeye başladı. Müzenin neden yıkılmaması, neden içindeki eserlerle birlikte korunması gerektiğine dair birçok (tarihsel, kültürel, ekonomik) tespit ve gerekçeleri var. Tespit ve gerekçeleri şunlar:
• Her şeyden önce Antalya Arkeoloji Müzesi; Antalya’yı Antalya yapan, “Kent” kimliğine büründüren simgesel yapılardan biridir. Mimari bir proje yarışması ile inşa edilen ilk müzedir. Modern Müzecilik anlayışının ilk örneğidir.• Kütüphanesi, konferans salonu, çeşitli sergi alanları ve bahçesiyle topyekun bir kültür merkezi olarak tasarlanmış, bu yönüyle, 1988 yılında Avrupa Konseyi tarafından "Yılın Müzesi" özel ödülünü almıştır. • Türkiye genelinde 35 müze depreme dayanıksızlık gerekçesiyle çeşitli zamanlarda yıkılmış ve yenisi yapılmamıştır. • Yaklaşık bir yıl önce müzenin önünden başlayıp Konyaaltı plajına kadar uzanan falezler kesin korunacak hassas alan statüsünden çıkarılmış,“nitelikli doğal koruma alanı”na dönüştürülmüştür.Nazire Öztürk, konuşmasında bu değerlendirme ve tespitlere işaret ettikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına aşağıdaki soruları yönelterek açıklama beklediklerini belirtti:
• Antalya Arkeoloji Müzesi, Koruma Kurulu tarafından neden tescile değer bulunmamıştır?• Restore edilerek çok daha mütevazı bir bütçe ile güçlendirilebilecekken neden %25’lik bir alan için yıkıp, 2,5 milyar TL harcama gereği duyulmuştur?• Hem eğitim, hem kültür ve hem de turizm açısından değerli bir kaynak olan bir müze neden alelacele ziyarete kapatılmıştır?• Yıkıma gerekçe gösterilen depreme dayanıksızlık ve deprem performans analiz raporu neden hala kamuoyu ile paylaşılmamaktadır?• Bunca görüşmelere ve çağrıya rağmen Müze Çalışma Grubu; neden Antalya Arkeoloji Müzesinin yeniden değerleme sürecine dahil edilmiyor ve dikkate alınmıyor?
Mülkiyeli Öztürk açıklamasının devamında " Bizce bu soruların yanıtı, kapitalizmin kente biçtiği rol ve modern kent kavramının dayandığı, neo liberal politikalarda, ideolojik arka planda yatmaktadır. Kapitalist sistem tıkandığı her noktada, 'gelişme, ilerleme, organize etme, pazar ağını yaratma' argümanlarını kullanarak kendini yeniden yaratmakta ve bunu da en çok yapı ve mekanlar üzerinden sağlamaktadır. Bu politikaların uygulayıcıları ise, kentler üzerinde belirleyici bir güç olmaya çalışmakta, halkın taleplerini görmezden gelmekte ve derin bir demokrasi krizi yaşanmaktadır.
Öte yandan bu politikacıların kendi tarihlerini yazma gayretiyle, kendinden önce var olan yapıyı değersiz kılarak, toplumsal hafızayı yok etmeye çalıştıkları 35 müzenin kapatılmasından da anlaşılmaktadır. Bu iktidarın bilinçli bir seçimidir. Politik ve ideolojik bir kaygının sonucudur. Aynı zamanda, kent nüfusunu oluşturan bizleri de bir avuç “çapulcu” ya da “istemezükçü” olarak nitelendirirlerken, ötekileştirerek karar süreçlerinin dışında tutulmak isteniyoruz. " şeklinde çarpıcı ifadelerde bulundu.
Antalyalıların, yurttaşlıktan gelen haklarını kullandıklarını, kente dair yapılacak her şeyin, Antalyalıların yaşamı üzerinde doğrudan etkide bulunacağının farkında olarak müzelerine sahip çıktıklarını vurgulayan Öztürk, bu anlayış çerçevesinde yetkililere şöyle seslendi:
• Öncelikle tepeden inme bir kararla alınan yıkımdan bir an önce vazgeçilmeli, 2863 sayılı yasa çerçevesinde tescil edilerek koruma altına alınmalı ve ivedilikle ziyarete açılmalıdır.• Öte yandan bina restore edilerek güçlendirilmeli,yeni alanlar açılarak kentin orta yerinde;kültürün, felsefenin, edebiyatın, sanatın, sosyal aktivitelerin, entelektüel faaliyetlerin merkezi haline getirilmelidir.• Her kentin ayrı bir kimliği ve dokusu varken giderek birbirine benzeyen tek tipli, renksiz binalar ve mekanlarla sıradanlaşıyoruz. Antalya Arkeoloji Müzesi bu şehrin kültürünü ve kimliğini yansıtan bir değer olarak kalmalıdır.Yıkılarak, yok edilerek toplumsal hafızada boşluklar oluşturulmamalı, kültürel ve tarihsel süreklilik kesintiye uğratılmamalıdır. • Kenti tek bir rasyonel planın yansıması olarak oluşturma anlayışından vazgeçilmeli, süreç şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yürütülmelidir. En nihayetinde demokrasinin kuralları işletilmeli, halkın sesine kulak verilmelidir.
Meydanı dolduran Antalyalılar tarafından konuşması sık sık kesilen ve "Antalya soruyor Bakan susuyor", "Antalya burada Bakan nerede", "Müze halkındır yıkılamaz", "Baskılar bizi yıldıramaz" "Müzemize dokunulamaz" gibi sloganlar atılan Nazire Öztürk'ün seslenişine Bakan veya Bakanlık yanıt verir mi bilinmez.
Muhtemelen umursamaz tutum sürdürülecek. Bakanlık "üç maymunu" oynamaya devam edecek. TBMM'de milletvekillerinin sorularına Bakanların yanıt vermemeleri, umursamamaları adettenmiş. İktidar milletvekillerine hesap vermeyi sevmezmiş.Adet böyle olunca yurttaşların sorularına yanıt vermemeyi, umursamamayı da Kültür ve Turizm Bakanı adetten sayıyor olmalı.
Soruları yanıtsız kalan Antalyalılar da "hesap sorma gününü" iple çekiyor olmalılar. Merak etmesinler....O GÜN BİRGÜN MUTLAKA GELECEK.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gürsel Demirok
ANTALYA SORUYOR, BAKAN SUSUYOR
ANTALYA SORUYOR, BAKAN SUSUYOR
Antalya Arkeoloji Müzesi iki haftayı aşkın bir süredir kapalı.Müzeyi ziyaret etmek isteyen yerli ve yabancı turistler kapıda kilitle karşılaşıyor. İnsanlar şaşkınlıkla karşılıyorlar turizmin doruk yaptığı bir dönemde müzenin kapalı olmasını. "Hangi akla hizmet müze kapısı yaz ortasında kapatılır?" diye soruyorlar.
Cevap vermek durumunda olan Kültür ve Turizm Bakanlığı suskun, Bakan suskun. Duymazdan geliyorlar veya umursamıyorlar. Tıpkı müzenin "deprem riski nedeniyle yıkılacağı" yolunda Bakanlığın yaptığı açıklamayı ikna edici bulmayarak yıkım kararını protesto eden Antalyalıları umursamadıkları gibi.
Bakanlığın yıkıp, yerine yeni bina yapmayı planladığı müze, 1972'den bu yana faaliyette.Türkiye'de yarışma projesi ile inşa edilen ilk müze olarak ulusal müze mimarlığı tarihinde önemli bir yere sahip. Yıkım kararına itiraz etmek için bir araya gelen sivil toplum kuruluşlarının oluşturdukları Müze Çalışma Grubu, binanın depreme dayanıksız olduğunun şeffaf raporlarla kamuoyuyla paylaşılmadığını, restorasyon seçeneğinin değerlendirilmediğini vurguluyorlar.
Müze Çalışma Grubundaki 13 sivil toplum kuruluşu müze önünde sırayla basın açıklaması yaparak seslerini Kültür ve Turizm Bakanına duyurmaya çalışıyorlar. Kartalkaya faciasından yükselen çığlıkları duymazdan gelen bu kez de Antalya Arkeoloji Müzesi önündeki haykırışları duymazdan geliyor. Umursamaz tutumunu sürdürüyor.
Müze Çalışma Grubu üyeleri ise inatla yıkım kararına tepkilerini sürdürüyorlar. 28 Temmuz'da açıklama yapma sırası Mülkiyeliler Birliği Antalya Şubesinde idi.. Şube adına açıklamayı Başkan Nazire Öztürk yaptı.
Mülkiyeliler, Türkiye'nin en seçkin fakültelerinden olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları. Aralarında Antalya'da yaşayanlar da var. Kimi emekli üst düzey kamu görevlisi, kimisi halen önemli aktif görevlerde.
Antalyalıların sosyo-kültürel çeşitli sorunlarıyla yakından ilgilenen Mülkiyeliler Birliği Antalya Şubesi, Antalya Arkeoloji Müzesinin yıkım kararını öğrendiği andan itibaren Müze Çalışma Grubuna dahil oldu. Hukuksal, tarihsel, mimari, ekonomik, politik ve diğer açılardan ne yapılabiliri sorgulama ve değerlendirmeye başladı. Müzenin neden yıkılmaması, neden içindeki eserlerle birlikte korunması gerektiğine dair birçok (tarihsel, kültürel, ekonomik) tespit ve gerekçeleri var. Tespit ve gerekçeleri şunlar:
• Her şeyden önce Antalya Arkeoloji Müzesi; Antalya’yı Antalya yapan, “Kent” kimliğine büründüren simgesel yapılardan biridir. Mimari bir proje yarışması ile inşa edilen ilk müzedir. Modern Müzecilik anlayışının ilk örneğidir.• Kütüphanesi, konferans salonu, çeşitli sergi alanları ve bahçesiyle topyekun bir kültür merkezi olarak tasarlanmış, bu yönüyle, 1988 yılında Avrupa Konseyi tarafından "Yılın Müzesi" özel ödülünü almıştır. • Türkiye genelinde 35 müze depreme dayanıksızlık gerekçesiyle çeşitli zamanlarda yıkılmış ve yenisi yapılmamıştır. • Yaklaşık bir yıl önce müzenin önünden başlayıp Konyaaltı plajına kadar uzanan falezler kesin korunacak hassas alan statüsünden çıkarılmış,“nitelikli doğal koruma alanı”na dönüştürülmüştür.Nazire Öztürk, konuşmasında bu değerlendirme ve tespitlere işaret ettikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına aşağıdaki soruları yönelterek açıklama beklediklerini belirtti:
• Antalya Arkeoloji Müzesi, Koruma Kurulu tarafından neden tescile değer bulunmamıştır?• Restore edilerek çok daha mütevazı bir bütçe ile güçlendirilebilecekken neden %25’lik bir alan için yıkıp, 2,5 milyar TL harcama gereği duyulmuştur?• Hem eğitim, hem kültür ve hem de turizm açısından değerli bir kaynak olan bir müze neden alelacele ziyarete kapatılmıştır?• Yıkıma gerekçe gösterilen depreme dayanıksızlık ve deprem performans analiz raporu neden hala kamuoyu ile paylaşılmamaktadır?• Bunca görüşmelere ve çağrıya rağmen Müze Çalışma Grubu; neden Antalya Arkeoloji Müzesinin yeniden değerleme sürecine dahil edilmiyor ve dikkate alınmıyor?
Mülkiyeli Öztürk açıklamasının devamında " Bizce bu soruların yanıtı, kapitalizmin kente biçtiği rol ve modern kent kavramının dayandığı, neo liberal politikalarda, ideolojik arka planda yatmaktadır. Kapitalist sistem tıkandığı her noktada, 'gelişme, ilerleme, organize etme, pazar ağını yaratma' argümanlarını kullanarak kendini yeniden yaratmakta ve bunu da en çok yapı ve mekanlar üzerinden sağlamaktadır. Bu politikaların uygulayıcıları ise, kentler üzerinde belirleyici bir güç olmaya çalışmakta, halkın taleplerini görmezden gelmekte ve derin bir demokrasi krizi yaşanmaktadır.
Öte yandan bu politikacıların kendi tarihlerini yazma gayretiyle, kendinden önce var olan yapıyı değersiz kılarak, toplumsal hafızayı yok etmeye çalıştıkları 35 müzenin kapatılmasından da anlaşılmaktadır. Bu iktidarın bilinçli bir seçimidir. Politik ve ideolojik bir kaygının sonucudur. Aynı zamanda, kent nüfusunu oluşturan bizleri de bir avuç “çapulcu” ya da “istemezükçü” olarak nitelendirirlerken, ötekileştirerek karar süreçlerinin dışında tutulmak isteniyoruz. " şeklinde çarpıcı ifadelerde bulundu.
Antalyalıların, yurttaşlıktan gelen haklarını kullandıklarını, kente dair yapılacak her şeyin, Antalyalıların yaşamı üzerinde doğrudan etkide bulunacağının farkında olarak müzelerine sahip çıktıklarını vurgulayan Öztürk, bu anlayış çerçevesinde yetkililere şöyle seslendi:
• Öncelikle tepeden inme bir kararla alınan yıkımdan bir an önce vazgeçilmeli, 2863 sayılı yasa çerçevesinde tescil edilerek koruma altına alınmalı ve ivedilikle ziyarete açılmalıdır.• Öte yandan bina restore edilerek güçlendirilmeli,yeni alanlar açılarak kentin orta yerinde;kültürün, felsefenin, edebiyatın, sanatın, sosyal aktivitelerin, entelektüel faaliyetlerin merkezi haline getirilmelidir.• Her kentin ayrı bir kimliği ve dokusu varken giderek birbirine benzeyen tek tipli, renksiz binalar ve mekanlarla sıradanlaşıyoruz. Antalya Arkeoloji Müzesi bu şehrin kültürünü ve kimliğini yansıtan bir değer olarak kalmalıdır.Yıkılarak, yok edilerek toplumsal hafızada boşluklar oluşturulmamalı, kültürel ve tarihsel süreklilik kesintiye uğratılmamalıdır. • Kenti tek bir rasyonel planın yansıması olarak oluşturma anlayışından vazgeçilmeli, süreç şeffaf ve katılımcı bir anlayışla yürütülmelidir. En nihayetinde demokrasinin kuralları işletilmeli, halkın sesine kulak verilmelidir.
Meydanı dolduran Antalyalılar tarafından konuşması sık sık kesilen ve "Antalya soruyor Bakan susuyor", "Antalya burada Bakan nerede", "Müze halkındır yıkılamaz", "Baskılar bizi yıldıramaz" "Müzemize dokunulamaz" gibi sloganlar atılan Nazire Öztürk'ün seslenişine Bakan veya Bakanlık yanıt verir mi bilinmez.
Muhtemelen umursamaz tutum sürdürülecek. Bakanlık "üç maymunu" oynamaya devam edecek. TBMM'de milletvekillerinin sorularına Bakanların yanıt vermemeleri, umursamamaları adettenmiş. İktidar milletvekillerine hesap vermeyi sevmezmiş.Adet böyle olunca yurttaşların sorularına yanıt vermemeyi, umursamamayı da Kültür ve Turizm Bakanı adetten sayıyor olmalı.
Soruları yanıtsız kalan Antalyalılar da "hesap sorma gününü" iple çekiyor olmalılar. Merak etmesinler....O GÜN BİRGÜN MUTLAKA GELECEK.