Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Edebiyat

Yeni Kemer - Edebiyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Edebiyat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KİTAP PINARI’NDA OCAK SÖYLEŞİSİ YAPILDI Haber

KİTAP PINARI’NDA OCAK SÖYLEŞİSİ YAPILDI

OCAK SÖYLEŞİSİNİN KİTAP PINARI: SİNEKLERİN TANRISI'NI DERİNLEMESİNE İNCELEMEK Bazı kitaplar vardır ki; her okunuşta yeni bir anlam kazanır, kapandıktan sonra asıl konuşma başlar. William Golding'in Sineklerin Tanrısı tam da böyle bir eser. Kemer Kitap Pınarı Kulübü'nün Ocak buluşması, bu sessiz fakat derin etkili klasik üzerine yoğunlaşarak insan doğasının karanlık köşelerine doğru ortak bir yolculuğa dönüştü. Ahsen Yıldız'ın moderatörlüğünde gerçekleşen etkinlikte, roman sadece edebi bir anlatı değil; medeniyet, güç, liderlik, vicdan ve kötülük temalarının kesişim noktasında duran bir alegori olarak ele alındı. Issız bir adada mahsur kalan çocukların hikayesi, konuşmalar ilerledikçe günümüz dünyasına ışık tutan bir aynaya dönüştü. “Bu roman cevaplar vermez, yüzleşmeye davet eder” Ahsen Yıldız, giriş konuşmasında Sineklerin Tanrısı'nın tüm zamanlarda neden tekrar okunması gereken bir eser olduğunu şu sözlerle vurguladı: “Bu roman bize hazır cevaplar vermez; aksine rahatsız edici sorular bırakır. İnsanın içindeki karanlıkla yüzleşme cesareti ister. Bugün burada sadece bir edebiyat eserini değil; liderliği, vicdanı, sorumluluğu ve kötülüğü tartışıyoruz. Çünkü Sineklerin Tanrısı, yazıldığı dönemin ötesine geçen bir uyarıdır.” Yıldız'a göre edebiyatın asıl gücü buradan gelir: Sustuğumuz yerde konuşturur, görmezden geldiğimizde yüzleştirir. Çocuklar, fakat hiç de masum değiller Golding'in romanında çocuklar sadece masumiyetin simgesi değil; aksine insan doğasının çıplak taşıyıcılarıdır. Sohbet sırasında bu gerçek sıkça vurgulandı. Katılımcılar, çocuk karakterlerin birer "model" olarak tasarlandığını, yazarın onları bilinçli bir deneyin içene yerleştirdiğini ifade etti. Cenap Murtazaoğlu, Golding'in romanı ilk tasarladığında İçimdeki Yabancılar adını seçtiğini ve eserin 1954 yılının nükleer savaş koşullarından ilham aldığını belirtti. Ona göre çocuklar, yokluk ve korku ortamında insan davranışlarının bir prototipini sunuyordu. Romanın Jules Verne’in İki Yıl Okul Tatili ile tematik benzerliği de bu noktada gündeme geldi: Her iki eser de çocukların merkezindedir; ancak Golding'in dünyasında umut hızla karanlığa teslim olur. Liderlik: Koruyucu mu, dönüştürücü mü? Söyleşinin en heyecan verici konularından biri liderlikti. Neriman Zevkliler, moderatörün “Hangi karakter olmak isterdiniz?” sorusuna verdiği cevapla tartışmayı derinleştirdi: Jack karakterinin başlangıçtaki iyi niyetine rağmen, iktidarı ele geçirince içindeki “canavarın” uyanması; demokrasi, hukuk ve ahlakın ne kadar çabuk yok edilebileceğini gösteriyordu. Güç, bir kez konumlandığında, çevresindeki her şeyi değiştiriyordu. Kötülük bulaşıcıdır Rebia Baltacıoğlu, romanın belki de en düşündürücü yanına dikkat çekti: “Kötülük çoğu zaman yapanlardan değil, sessiz kalanlardan güç alır.” Issız adada yaşananlar; bugünün sokaklarında, okullarında ve dijital dünyasında gördüğümüz çeteleşmenin ilkel bir çekirdeği gibidir. Sessizlik, kötülüğün en sadık dostudur. Aklın gözlüğü kırıldığında Romanın sembolleri de söyleşinin önemli noktalarından biriydi. Fatma Öztürk, “Domuzcuk” karakterinin aklı ve düzeni temsil ettiğini; gözlüğün kırılması ve çalınmasıyla aklın sistematik bir şekilde yok edildiğini anlattı. Bu yok ediliş, düzeni temsil eden Ralph'in yalnızlaştırılmasıyla tamamlanır. Makbule Çapraz ise deniz kabuğu ve gözlük gibi nesnelerin değer kaybını, medeniyetin kırılganlığıyla ilişkilendirdi. Deniz kabuğunun kırılması, sadece bir nesnenin değil; uygarlığın dağılmasının simgesidir. Belirsiz bir son, devam eden bir mücadele Romanın sonu, söyleşide özel olarak ele alınan başka bir konuydu. Atila Çalışkan, çocukların kurtulmuş gibi görünmesine rağmen asıl sorunun cevapsız olduğunu vurguladı: İyi mi galip geldi, kötü mü? Yoksa bu mücadele sadece başka bir forma mı büründü? Atom ve nötron bombalarının gölgesinde yazılan bu roman, bugün hâlâ aynı soruyu gündemde tutmaktadır. Fethiye Çalışkan : Çocuklar bir uçakla savaş tehdidinden uzak bir yere götürülmek istenir fakat uçak bir adaya düşer ve çocuklar orada mahsur kalır. Başlangıçta bu durumdan memnun olurlar çünkü ailelerinden uzakta özgürce hareket edebilirler... Ancak zamanla işler istedikleri gibi gitmez... Güç ve liderlik mücadelesi çocukları kendi savaşlarının içine çeker. Adadaki masumiyet yerini kötülüğe bırakırken, çocuklar demokratik düzenin kabile düzenine geçişine tanık olur. Zorba güçlerin aydınlık kafaları yok etmeye çalıştığı bir düzende değişim geçirirler. Belma Murtazaoğlu: Yazar gençler aracılığıyla zor koşullarda insan karakterinin nasıl gizli kalmış yanlarıyla ortaya çıkacağını gösteriyor. Her dönemde düşünülebilecek konuları büyük bir ustalıkla işliyor. Hatice Kuş: Eserde, güç mücadelesi etrafında zayıflayan ahlak ve artan vahşetin günümüzde normalleşmesi gerçekten endişe verici… Bizler zekâmızla övünüyoruz ama gücün peşinde koşarken ve onu koruma çabasında insanlığımızı sorgular hale geliyoruz. Edebiyatın bıraktığı soru Sineklerin Tanrısı, Kemer Kitap Pınarı’ndaki bu toplanışta bir kez daha gösterdi ki; bazı kitaplar rafa kaldırılmaz, onlar okuyucunun zihninde yaşamaya devam eder. Söyleşi, şu soruyla sona erdi: “Uygarlık gerçekten bizi dönüştürür mü, yoksa içimizdeki ilkel yan uygun zamanı mı bekler?” Kemer Kitap Pınarı Kulübü, bu sorunun yankısını bir sonraki ay John Steinbeck’in Gazap Üzümleri kitabıyla sürdürecek. Gelecek Ayın Kitabı: John Steinbeck – Gazap Üzümleri Gazap Üzümleri, 1930'ların Büyük Buhran döneminde kuraklık ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle topraklarını kaybeden Oklahomalı Joad ailesinin hayatta kalma mücadelesini ele alır. Aile, daha iyi bir yaşam umuduyla California'ya doğru zor bir yolculuğa çıkar. Fakat vardıklarında, buldukları gerçek vaat edilen refahtan çok daha uzaktadır. Roman, göçmen işçilerin zor çalışma şartlarını, açlığı, yoksulluğu ve sömürüyü ortaya koyarken; kişisel çaresizlikten toplumsal dayanışmaya ulaşan bir bilinç değişimini de anlatır. Tom Joad’ın kişisel adalet arayışı, eski vaiz Jim Casy'nin sözleriyle evrensel bir insanlık düşüncesine evrilir. Steinbeck, Joad ailesi üzerinden sadece bir ailenin değil, bir dönemin de trajedisini resmeder. Gazap Üzümleri, adaletsizlikle mücadele, insan onuru ve umut ile öfkenin iç içe geçtiği bir dünyada “birlik olmanın” önemini vurgulayan güçlü bir toplumsal anlatıdır.

KİTAP PINARI ARALIK BULUŞMASI YAPILDI Haber

KİTAP PINARI ARALIK BULUŞMASI YAPILDI

KİTAP PINARI ARALIK BULUŞMASI YAPILDI Serenad’ın Peşinde: Hafızaya, Aşka ve Tarihe Açılan Bir Kapı** Kitap Pınarı okuma topluluğu, Aralık buluşmasında edebiyatın yalnızca sözcüklerden değil, aynı zamanda hafızadan, acıdan, yüzleşmeden ve insanın insanla kurduğu en kırılgan bağlardan oluştuğunu bir kez daha hatırlattı. Moderasyonu Ahsen Yıldız’ın üstlendiği toplantı; Cenap Murtezaoğlu, Belma Murtezaoğlu, Makbule Çapraz, Atilla Çalışkan, Rebia Baltacıoğlu, Özgül Küçük ve Neriman Zevkliler’in yorumlarıyla, adeta çok sesli bir edebiyat korosuna dönüştü. Topluluk Ruhunun Kutlaması Etkinlik, Kitap Pınarı buluşmalarının ikinci yılının kutlanmasıyla açıldı. Bu iki yıllık süreç, yalnızca okunan kitapların kronolojisi değil; aynı zamanda ortak bir yolculuğun, karşılıklı öğrenmenin ve edebiyat aracılığıyla kurulan bir topluluk kültürünün hikâyesi. Toplantının sembolik anlarından biri, Makbule Çapraz’ın el emeği hediyeleri oldu. Bir okuma topluluğunu “topluluk” yapan o ince bağları somutlaştıran bu jest, buluşmanın ruhuna adeta zarif bir imza attı. Serenad: Edebiyatın Hafızaya Düşürdüğü Bir Nota Zülfü Livaneli’nin Serenad romanı, bu ayın merkezine yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda bir hafıza yükü bıraktı. Açılış konuşmasında dile getirilen şu cümle, tartışmanın tonunu belirledi: “Bazı kitaplar, sadece bir hikâyeyi anlatmakla kalmaz; insanı zamanın derinliklerine, vicdanın en ücra köşelerine doğru sessizce yürütür.” Serenad, müziğin tınısını tarihin karanlık sayfalarıyla, bireysel bir aşkın kırılganlığıyla ve bilim insanı bir adamın sorumluluk duygusuyla birleştiren çok katmanlı bir roman. Livaneli’nin “Aşk kelimesi çok kirletildi” sözü, romanın alt metnindeki ahlaki ağırlığı daha da belirgin kılıyor. Okurların dikkat çektiği bir diğer nokta, romanın günümüz Türkiye’sine dair sosyolojik gözlem gücü. Modern yaşamın koşuşturması, bireyin yalnızlığı ve duygu dünyasının giderek daralan sınırları, romanın satır aralarında kendine yer buluyor. Struma Faciası: Sessizliğin, Bekleyişin ve Gecikmiş Yüzleşmenin Hikâyesi Toplantının en çarpıcı bölümü, romanın kalbinde yer alan Struma faciasının tarihsel boyutu üzerine yapılan değerlendirmelerdi. 769 mülteciyi taşıyan Struma gemisinin, 2. Dünya Savaşı koşullarında İstanbul açıklarında günlerce çaresizce bekleyişi; diplomatik kaygılar, savaş dengeleri ve uluslararası suskunluk arasında kaybolmuş insan hayatlarının trajedisini gözler önüne serdi. Yalnızca bir kişinin kurtulduğu bu olay, katılımcılar tarafından “tarihin en sessiz çığlıklarından biri” olarak nitelendirildi. Struma üzerinden yürütülen tartışmalar, romanın temel izleklerinden biri olan şu cümleyi güçlendirdi: “Siyasi dengeler değişir, ülkeler yön değiştirir; ama harcanan hep insandır.” Romanın bu trajediyi görünür kılması, katılımcıların ortak değerlendirmesiyle, Türkiye’nin yakın geçmişiyle kurduğu ilişkiye dair önemli bir yüzleşme alanı açıyor. Edebiyatın Birleştirici Dili Buluşmada farklı kuşaklardan okurların katkıları, Serenad üzerine yapılan tartışmayı derinleştirdi. Romanın zaman kurgusu, anlatı tekniği, karakterlerin sembolik anlamı ve Livaneli’nin müzikal üslubu üzerine yapılan değerlendirmeler, toplantıyı adeta küçük bir edebiyat seminerine dönüştürdü. Her bir okurun kendi yaşam deneyiminden getirdiği yorumlar; edebiyatın çoğulcu yapısını, bireysel okuma süreçlerinin nasıl ortak bir zeminde birleşebildiğini gösterdi. Yeni Yıl, Yeni Okuma: Ocak Ayının Kitabı Belirlendi Toplantının sonunda, Ocak ayında okunacak kitap olarak William Golding’in modern klasiklerinden Sineklerin Tanrısı seçildi. İnsan doğasının karanlık yüzüne ayna tutan bu eser, şimdiden yeni tartışmaların kapısını aralamış durumda. Edebiyatın İzinde Bir Yolculuk Daha… Kitap Pınarı’nın Aralık buluşması, edebiyatın hem bireysel iç yolculuklara hem de kolektif hafıza çalışmalarına nasıl kapı araladığını gösteren güçlü bir örnek olarak hafızalara kazındı. Topluluk üyeleri, bir sonraki buluşmada yeni bir kitap, yeni bir tartışma ve yeni bir ortak zihin alanı için yeniden buluşmak üzere salonu terk ettiler.

KİTAP PINARI’NDA KASIM TOPLANTISI YAPILDI Haber

KİTAP PINARI’NDA KASIM TOPLANTISI YAPILDI

KİTAP PINARI’NDA KASIM TOPLANTISI YAPILDI “Kitaplar bir ayna tutar; kendimize, tarihe, insanlığa…” Kitap Pınarı Okuma Topluluğu, Kasım ayı buluşmasını yine edebiyatın ışığında, kelimelerin rehberliğinde gerçekleştirdi. Grubun 15. toplantısında, Yavuz Ogan’ın titiz bir tarih araştırması ve edebî duyarlılıkla kaleme aldığı Millete Emaneti eseri odağa alındı. Söyleşinin moderatörlüğünü akıcı yönetimiyle Ahsen Yıldız üstlenirken; Cenap Murtezaoğlu, Makbule Çapraz, Atilla Çalışkan, Rebia Baltacıoğlu, Necla Doğan ve Ahmet Akyapı, eserin ruhuna dair yorum ve analizleriyle katkıda bulundular. Toplantı boyunca, kitap yalnızca bir anlatı olarak değil, kolektif hafızanın bir emaneti olarak değerlendirildi. Tarihin satır aralarında gezinirken, karakterlerin izleri bugüne taşındı; dönemin ruhu, yazarın anlatımındaki insanî incelikler ve toplumsal sorumluluk bilinci farklı pencerelerden konuşuldu. Sohbet samimi, tahliller derin, paylaşımlar içtendi…Kimi zaman bir cümlenin gölgesinde uzun sessizlikler, kimi zaman ortak bir duyarlılıkta birleşen sesler odayı doldurdu. Böylece Millete Emaneti, sadece okunan bir kitap değil, kolektif bir duyuş ve düşünüşe dönüşen bir buluşma vesilesi oldu. ARALIK AYININ KİTABI: ZÜLFÜ LİVANELİ – SERENAD Kapanışta, bir sonraki toplantının kitabı Zülfü Livaneli’nin kült eserlerinden Serenad olarak belirlendi. Karar duyurulduğu anda, okuyucular arasında yeni bir yolculuğun heyecanı çoktan başlamıştı bile… Serenad, savaşın gölgesinde kalan hayatları, tarihin soğuk rüzgârı altında savrulmuş insanları ve acı kadar güçlü bir aşkın izini sürer. İstanbul’da öğretmenlik yapmış bir profesörün yıllar sonra çıktığı Türkiye serüveni üzerinden; kayıpları, unutulmayanları ve geçmişin sızısını şiirsel bir dille bugüne taşır. Yakın tarihimizin unutulmuş kıyılarında dolaşan bu roman, okuruna sadece bir hikâye anlatmaz; aynı zamanda insan olmanın kırılganlığını, sevmenin direncini ve hatırlamanın yükünü de hissettirir. SON SÖZ NİYETİNE Kitap Pınarı bu ay bir kez daha gösterdi ki; edebiyat yalnızca okunan değil, konuşuldukça çoğalan, paylaşıldıkça derinleşen bir deneyimdir. Okurlar ayrılırken vedaların içinde bile Aralık’ın heyecanı saklıydı. Çünkü biliniyor ki yeni kitap, yeni sorular; yeni sorular ise yeni düşünceler demek…

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.